Düzgün Otursana Kızım, Bacağın Gözükecek!

Bacak bacak üzerine atma…
Doğru otur…
Kendine çeki düzen versene kızım YANLIŞ ANLAYACAKLAR…
Aaa o etek giyilir mi… Hiç hoş bir görüntü oldu mu şimdi komşulara rezil ettin…

Vayyyyyy bee kıza bak…
Nasıl da salınarak yürüyor şu kadar etekle, şuncacık şortla OLACAK İŞ DEĞİL ABİ…
BAYAN BUYROUUUUUUN YÜZDE 50 İNDİRİM VAR…
Perdeler mi açık…
Allah Allah bir tuhaflık mı var bende herkes bakıyor…
Aslında AÇIK SAÇIK DA GİYİNMEMİŞTİM…
Herhalde akşam 10 oldu tek başıma yürüyorum diye böyledir…

Yok efendim öyle değil işte… Ne komşular bakacak diye…
Ne de sizde bir sorun var diye…
Bu iş böyle değil…
Ne dükkan satıcısı ürünü size satmak istiyor, ne de o eteğinizin boyu kısa…
Hiç de öyle değil işte!
Tüm sıkıntı bizleri bugünlere getiren etmenlerde….Hakta, hukukta, eski zamanlardaki gelişmelerin durmasında hatta tıkanmasında.. Yeterince ağır yaptrımların konmamasında…
Kadınlara cinsel istismaların önüne geçilmek üzere getirilen yaptırımın maalesef istenilen seviyede olmamasında… Hala kadınların göz yummasında… Korku aşılanmasında… Ve hiç kimsenin de çıkıp bu konu ile ilgili hiçbir şey yapamamasında…
İsteniliyor, direniliyor, ama en üst merciiye söz geçirilemiyor.
GERİLİYORUZ.
Hem zihin olarak, hem kıyafet olarak, hem yürüyüş olarak.
Adımlarını geriye doğru atmaya razı gelmiş bir toplumdan,
İleri gitmesini DİLEMEYİ sürdüremezsin…
Bunu dileyemezsin bile..

Onların sadece SAYGI eksikliği yok….
Onlar MARLON BRANDO’LAŞIRKEN KADINLARI EZMEYE ÇALIŞAN EŞKİYALAR…
1869 senesinden itibaren Türkiye’de Kadın Haklarının gelişimine bakıldığında tablo oldukça üzücü.. O zamanlarda kadınların sahip olduğu haklara kıyasla günümüzde gelinmekte olunan nokta arasında büyük oranda medeniyet, eşitlik, özgürlük, yaşama hakkı, özel hayatın gizliliği ve daha pek çok konu ile ilgili açık ara farklar ve büyük ölçüde düşüşler söz konusu…
Üzülerek belirtmek isterim ki kadın okur-yazar grafikleri de pek iç açıcı bir tablo vermiyor.
Bırakın okur yazarlık oranını, grafikleri falan, okuma yazma bilmeyen kadın nüfus oranı erkeklerde 5 kat fazla.
Yani bu da demek oluyor ki, yapabilecek hatta göklere yükselebilecek, o işkencelere o mutsuz yaşama boyun eğmeme şansı olan düzinelerce kadın varken. Nedir ki bu kadere razı gelme ve gelişimden korkmak…?
Korkuyoruz,
Korkutuluyoruz.
Birinden azıcık daha fazla üstün olabileceğimiz düşüncesi karşımızdakini çılgına mı çevirecek?
Bırakın çevirsin.
Yalnızca kadın erkek ile alakalı değil, karşılıklı tüm insan ilişkilerinde bu böyle değil midir?
O daha az hissetmesin diye, siz mi kendinizi daha da hatta daha da küçülteceksiniz ve o dar zihinlilerin kabına sığmak zorunda kalacaksınız?
Kalacağız?
Asla bu böyle olmayacak.
Onlar daha açık zihinli hale gelecek ve o yüceliğinizi kaldırmaya çalışacaklar.
Aksi takdirde toplumun ciddi bir ruh ameliyatına ihtiyacı var.
Evet doğru duydunuz, ruh ameliyatı…
Kadınların doğuşta beklenen yaşam süresi 80,7 yıl olarak saptanmışken ve bu da üniversite ve okullara ayrılacak çok da yeterli bir zaman olduğunu gösteriyor.
Eğitime önem veren bir öğretmen gibi konuşmak istemesem fakat sürekli gelişen ve değişen bu dünyada bu hızlı dönen pervanelerin bir parçası olmak, ayakta kalkmak, kendiniz dışında başka hiç kimseye bağlı kalmamak için… Okumak, okumak ve okumak zorundasınız.
Kadın haklarının Türkiye’deki son yıllardaki gelişimine baktığımızda, elde ettiğimiz tablo çok çok üzücü.
Türkiye nüfusunun %49,8’ini kadın nüfusunun oluşturduğunu düşünürsek daha nice başarılarda kadın seslerinin yankılanma olasılığı da bir o kadar artmalıdır.
Her zaman okudukça gözlerim dolmuştur “İLK KADIN” isimlerini, benim derlediğim ilk kadın listeme hep birlikte göz atalım.
İlk kadın Avukat: Süreyya Ağoğlu
İlk kadın büyükelçi: Filiz Dinçmen
İlk kadın doktor: Safiye Ali
İlk kadın emniyet müdürü: Feriha Sanerk
İlk kadın gazeteci: Selma Rıza Selma
İlk kadın hakim: Suat Berk
İlk kadın polis memuru: Betül Diker
İlk kadın profesör: Prof.Dr.Fazıla Şevket Giz
İlk kadın subay: Ülkü Sema Toksöz
İlk kadın tiyatro oyuncusu: Afife Jale
Çoğunun ismini duyduk, çoğu adına ödül törenleri bahşedildi. Onore olduk, yüreklendirildik.
Biz de yaparız dedik.

Şimdi bu listede her şeyin özü pek tabii ki bu kadınların, bu mesleklerde öncü, birinci olma şansını, yapılmamışı yapmayı başarmış olmaları…
Onları daha da özel yapan ise, “İLK” olmaları…
Türkiye’de ki tabloya bakınca, onlar eli öpülesi önlerinde saygı ile eğilinesi insanlar…
Her şeyin bir ilki vardır derler ya… İşte bu ilkler göz kamaştırıyor.

Onlar yapılamaz denileni yapıyorlar, kadınlar bünyeleri ve yaradılışları gereği evde oturmalıdır, çocuk bakmalıdır. Kadın sadece yemek yapmalıdır diyenlere belki de İLK karşı gelenler…
Hatta gerekmedikçe dışarı da çıkmak mantıksızdır. Evet, evet kadınlar hatta ve hatta MUTFAĞA AİTTİR.
Buna çok gelişmişliğiyle herkesin göğüslerinin kabartılarak anlatıldığı ‘Amerika Birleşik Devletleri’ de dahildir..
Çok net hatırlarım. Los Angeles’ta okuduğum zamanlarda televizyonda bir detarjan reklamı görmüştüm ve reklamda kadınların mutfağa ait olduğu ve buradan çıkmaması gerektiği savunuluyordu. “Sahi mi Amerika? Sen de mi?” diye ekrana kafa tuttuğumu hatırlıyorum.
Çok üzücüydü, çok yericiydi… Bu olmamalıydı. Bunu izleyen benim yaşımda gençler, hatta onlardan da küçük henüz akıllarında kadınlar ve hakları ve neler yapabilecekleri ile ilgili en ufak bir düşünce yerleşmemiş olan hem cinslerim ne düşüneceklerdi?
Tanrım. Umarım inanmayacaklardı bu kadınların işlevliğini ve yapabilirliğini gururları ile birlikte yerin dibine batıran reklam promosyonlarına. Bunların devlet tarafından engellenmesi ve bambaşka kampanyalarla tam tersi kadınları övücü ve onların çalışmalarını daha çok kazanmalarını destekleyici haberlere, reklamlara teşvik edilmeliydiler.
Hal böyleyken sızlanmak yerine, dünya çapında yapılan pek çok kampanyadan haberdar olmak, takip etmek ve binlerce ruj isminin birbirine hiç üşenilmeden söylendiği SOSYAL MEDYA HESAPLARINDAN bunları duyurmalıyız.
Nerede hangi seminer yapılıyor?
Hangi konuşmacılar geliyor bu hafta yaşadığınız yer civarına? Bilinçlenirsek, bilinçlendirebiliriz.
Biraz cesaret ve kız kardeşlik büyüsün!

Nazlıcan ELESTEKİN