İş Kazası – I

Çalışma hayatının en büyük tehlikelerinden olan iş kazaları her ne kadar alınan önleyici ve koruyucu tedbirler son yıllarda artmış da olsa hayatımızın önemli bir gerçeği olarak yerini korumaktadır. Hatta durum o kadar olasıdır ki 2016 verilerine göre Türkiye’de 2016 yılı içerisinde iş kazası geçiren işçi sayısı 286.068 olarak kayıtlara geçmiştir. Peki gerçekleşmesi muhtemel risklerden hangileri bir işçi için iş kazası sayılır? İş kazası kapsamına giren hallerin gerçekleşmesi halinde işçinin ya da yakınlarının faydalanacağı imkanlar nelerdir? İşverenin kusuru nerede başlar, sorumluluk kapsamı nedir? Bunlar ve benzeri meselelerin Yargıtay kararları ile desteklenerek açıklanmaya çalışılacağı iş kazası yazı dizisinin ilkini teşkil eden bu çalışmada; önce iş kazasının uluslararası kurumlarca kanunlarımızca yapılan tanımları ele alınacak, sonrasında iş kazası sayılan haller Yargıtay kararlarına atıflar ile örneklendirilecektir.

Uluslar Arası Çalışma Örgütü (ILO) iş kazasını “Belirli bir zarara ya da yaralanmaya neden olan beklenmeyen ve önceden planlanmamış bir olay” olarak tanımlarken Dünya Sağlık Örgütü (WHO) “Önceden planlanmamış, çoğu kez kişisel yaralanmalara, makinaların, araç ve gereçlerin zarara uğramasına, üretimin bir süre durmasına yol açan bir olay” tanımını kullanmaktadır. 6631 sayılı kanunun 3 maddesi g fıkrası ise iş kazasını ‘iş yerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hale getiren olay’ şeklinde tanımlamıştır. Efradını cami ağyarını mani olarak sayabileceğimiz tanım ise 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesinde şöyle yer almaktadır;

“İş kazası;

a) Sigortalının iş yerinde bulunduğu sırada,
b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak iş yeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
d) (Değişik: 17/4/2008-5754/8 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında,
meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özre uğratan olaydır.”

Bu tanımı diğer tanımlardan ayıran ilk nokta olaya maruz kalan kişi bakımından ‘sigortalı’ denilerek bir sınırlama getirilmesidir. Bu tanım göz önüne alındığında, Sosyal Sigortalar Kanunu uygulaması bakımından bir olayın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için dört unsurun gerçekleşmesi gerekir.

Bunlar;

  • Kazaya uğrayanın sigortalı olması,
  • Kazalının hemen veya sonradan cismani (bedenen veya ruhen) özre uğraması,
  • Sigortalının yer ve zaman itibariyle kazaya uğraması,
  • Kazada nedensellik bağının bulunmasıdır.

Bu maddedeki tanımı fıkralarını tek tek ele alarak inceleyelim.

  • İşyeri sınırları içinde gerçekleşen kazalar
    • Kanun olayın iş kazası sayılabilmesi için iş yeri sınırları içinde gerçekleşmesini yeterli görmüştür. İş Kanunu na göre iş yeri “İşin niteliği ve yürütme bakımından iş yerine bağlı bulunan yerler ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım beden veya mesleki eğitim yerleri gibi eklentiler ve araçlar da iş yerinden sayılır.” şeklinde tanımlanmıştır. Dolayısıyla kazanın iş kazası sayılması için İş Kanununda iş yeri olarak sınırları çizilen alan içerisinde gerçekleşmesi kaydıyla işverenin otoritesi altında, iş ile ilgili ya da çalışma süresi içinde olup olmaması önem arz etmez. Örnek olarak, Yargıtay bir kararında; bir iş yerinde yıkanma yerleri yani sigortalıların kişisel vücut temizliğinin yapıldığı yerlerin iş yeri olarak kabul edildiğine göre, işverenin iş yerinde çalışan ve geceleri de iş yerinde kalan sigortalılar için özel yıkanma yerleri hazırlamadığı bu nedenle kazalı sigortalının zorunlu olarak iş yerinde bulunan “dereye” girerek yıkandığı yeri iş yeri eklentisi saymış ve derede meydana gelen olayı iş kazası saymıştır. ( Yarg. GHK. 6.07.2005 tarih ve 2005/10-444, 2005/449 sayılı kararı) Bir diğer örnekte; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, sigortalının mezbahane iş yerinde kesim yaparken bıçağı bacağına kaçırıp kan kaybından ölmesi olayını, “sarhoş vaziyette kesim yaptığından” iş kazası saymayan iş mahkemesi kararını bozmuştur. Yargıtay, “…sigortalının iş yerinde çalışırken ve işverenin işini yaparken öldüğü sabit olduğuna göre, ölümün iş kazası sonucu meydana geldiğinin kabulü yerine, iş yerinde sarhoş çalışırken öldüğünü göz önüne alıp olayın iş kazası sayılamayacağına karar vermesi”ni isabetsiz bulmuş ve aksi yöndeki yerel mahkeme kararını bozmuştur. [Y10HD., 23.3.1992, 1991-12579/ 1992-3624] Yargıtay’ın bu kararı, yasadaki iş kazası tanımını pekiştirir niteliktedir. Bu duruma göre, sigortalının iş yerinde bulunduğu sırada, örneğin avluda koşarken düşmesi sonucu bedence sakatlanması veya yemekhanede kavga etmesi sonucu yaralanması yahut dinlenme yerinde, herhangi bir şahıs tarafından tabanca ile vurulması veya “iş yerinde intihar etmesi”(İntiharın kaza tanımına uyup uymadığı konusunda doktrinsel tartışmalar mevcut ise de Yargıtay’a göre iş yerinde gerçekleşmesi kaydıyla iş kazası sayılır.) veya iş yeri sınırları içerisinde bulunan havuz gibi yerlerde boğulma sebebiyle ölüm halleri iş kazası sayılmaktadır. [Yarg. 21.HD., 1.7.2004 tarih, 6433/6503sayılı karar]
    • Bu duruma göre, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, örneğin avluda koşarken düşmesi sonucu bedence sakatlanması veya yemekhanede kavga etmesi sonucu yaralanması yahut dinlenme yerinde, herhangi bir şahıs tarafından tabanca ile vurulması veya “işyerinde intihar etmesi” veya işyeri sınırları içerisinde bulunan havuz gibi yerlerde boğulma sebebiyle ölüm halleri iş kazası sayılmaktadır. [Yarg. 21.HD., 1.7.2004 tarih, 6433/6503sayılı karar]
  • İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa; yürütmekte olduğu iş nedeniyle meydana gelen kaza
    • Bu fıkra ile kanun kazaların işverenin talimatı kapsamında ve sigortalının kendi adına ve hesabına çalıştığı durumlar için yürütülen iş ile uyumlu bir durum olması kaydıyla iş yeri dışındayken gerçekleşmesi halini de iş kazası kapsamına dahil etmiştir.
      Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin bir kararında; tomruk deposunda tesellüm işçisi olarak görev yapan sigortalı, tomrukları depodan kamyonların durduğu tali yol ayrımına kadar traktörle götüren sürücünün işbaşında bulunmadığı bir sırada kullandığı traktörü kamyona yanaştırırken kazaya uğradığı, olay ile işverenin fiili arasında uygun neden-sonuç bağı bulunmadığı gerekçesi ile bu olayı iş kazası saymamıştır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi ise, benzer bir olayda kazanın meydana geldiği yeri “iş yerinin eklentisi” sayarak 5510/13.a maddesi veya “sigortalı iş yeri dışında görevlendirildiği” için 5510/13.c maddesi hükmünün koşullarının gerçekleştiğini, dolayısıyla olayın iş kazası sayılacağını belirtmiştir. [Yarg. 10. HD., 18.9.1990 tarihli, 6897/7605sayılı kararı] Bir başka olayda, iş yerinde işveren vekili, görevli müdür gibi hizmetlerde bulunan ve ayrıca işverenin harici işlerini, adliyedeki işlerini takip eden sigortalı, bir gün işverenle birlikte aynı araçla trafiğin yoğun bir iş merkezine gitmiştir. Burada, yine işverenle birlikte, caddenin bir tarafından diğer tarafına geçerken bir taşıtın sigortalıya çarpması sonucu ölmüştür. Mirasçıları işvereni dava ederek olayın iş kazası olduğunun tespitini istemişlerdir. Davalı işveren, savunmasında, sigortalının olay günü kendisi ile birlikte iş merkezine gelmek için araca bindiğini, esas amacının kızının düğünü için kredi almak olduğunu ve görevli bulunmadığını öne sürmüştür. Yargıtay, sigortalının kredi almayı planladığı bankanın başka bir yerde bulunmasını, kendisinin olay günü izinli olmamasını ve işveren vekili durumunda olan bir elemanın sebepsiz yere iş merkezine götürülmesinin söz konusu olamayacağını ve ayrıca sigortalının işverenin her türlü dahili ve harici işlerine baktığını göz önünde tutarak, olay günü görevli olduğunu kabul etmiş ve olayı 5510/13.b maddesi çerçevesinde iş kazası olarak değerlendirmiştir. [Yarg. 10.HD., 23.10.1995 tarihli, 7796/8681 sayılı kararı]
  • Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının görevli olarak iş yeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda gerçekleşen kaza
    • Bu başlık bir önceki ile birbirini tamamlar konumdadır. Yani iş yeri dışında işverenin yürüttüğü iş dolayısıyla çalıştığı sırada bir kazaya uğranması halinde maddenin b bendi devreye girecekken, yine işverenin otoritesi altında ve onun talimatıyla iş yeri dışında bir yere gönderilmesi ancak kazanın gönderilme sebebi dışındaki bir zamanda çalışmadığı sırada meydana gelmesi halinde c bendi devreye girer ve bu durumu da iş kazası kapsamına alır. Ancak burada da rutinden sapmadan olağan bir yaşam akışı baz alınmalıdır, haklı bir neden olmadıkça sigortalının başkaca bir riske girmemesi gerekir. Bir örnekte; malzeme almak üzere işverence toptancıya gönderilen sigortalının gerekli alışverişi yaptıktan sonra yol üzerinde bulunan babasına ait dükkanda çay içerken silahlı saldırıya uğrayarak ölmesi de iş kazasıdır. [Yarg. HGK., 5.6.1996 tarihi, 228/454 sayılı kararı]. Buna karşılık, sigortalının kendi kullandığı özel arabası ile görev yerine hareket etmeden önce, ailesi ile vedalaşmak üzere evine gitmekte iken trafik kazası geçirmesi durumunda iş kazası sayılmamıştır.[Yarg. 9. HD., 15.10.1991 tarihli, 7939/11315 sayılı kararı]. Çünkü, burada kaza, işçinin görev ile başka bir yere gönderilmesi sırasında değil, bundan önce, evine gittiği sırada, açıkçası görev dışında meydana gelmiştir. Bu olayı 5510/13-c kapsamında değerlendirmek mümkün değildir.
  • Emziren Kadının sigortalının, çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda kazaya uğraması
    • 4857 sayılı İş Kanunu’nun 88. maddesine dayanılarak çıkarılan “Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik” in 15. maddesine göre, yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 100-150 kadın işçi çalıştırılan iş yerlerinde, bir yaşından küçük çocukların bırakılması ve bakılması ve emziren işçilerin çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve iş yerine en çok 250 metre uzaklıkta bir emzirme odasının kurulması zorunludur. Yine, yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 150 den çok kadın işçi çalıştırılan iş yerlerinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması ve bakılması, emziren işçilerin çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve iş yerine yakın bir yurdun kurulması zorunludur. Yurt açma yükümlülüğünde olan işverenler yurt içinde anaokulu da açmak zorundadırlar. Ancak, 100’den az kadın işçi çalıştırılan iş yerlerinde emzirme odası kurulması zorunluluğu bulunmadığından, böyle iş yerlerinde emzikli kadın işçilere, bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır. İşte bu izin süreleri içinde, sigortalı çocuğunu emzirmek üzere iş yerinden ayrıldığı sırada veya iş yerine dönerken bir kazaya uğrarsa, 5510/13.d maddesi uyarınca burada yine bir iş kazası sayılmaktadır.
    • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 10.6.1983 tarih ve 328/652 kararında: “İki saat emzirme (süt) izni verilen sigortalı, bu izin süresi içinde iş yerine gelmek üzere yolda karşıdan karşıya geçerken davalının kullandığı motorlu taşıtın çarpması sonucu vefat etmiştir. İş Kanunu’nun. 62. maddesine göre, emzikli kadın işçilerin çocuklarına süt vermek için belirtilen süreler, iş süresinden sayılır ve iş süresinden sayılan zaman içerisinde iş yerine gelirken uğranılan kaza da iş kazasıdır.” diyerek sigortalı kadının çocuğunu emzirmek için iş yerinden ayrıldığı izin süresi içinde meydana gelen kazıyı iş kazası olarak kabul etmiştir.
  • Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında kazaya uğraması
    • Bir olayın bu hüküm kapsamında iş kazası sayılabilmesi için öncelikle sigortalının kullandığı aracın işverence temin edilmiş olması gereklidir. Ayrıca kazanın işin yapıldığı alana geliş gidişi esnasında gerçekleşmesi şarttır. Mülga 506 sayılı kanundaki eski düzenlemeye göre kazanın işçilerin toplu şekilde getirilip götürülmesi esnasında gerçekleşmesi aranıyordu dolayısıyla örnek yargıtay kararları bu yönde olacaktır. Ancak artık toplu olma şartı aranmamaktadır.
      Yargıtay, bir kararında; işçilerin işverence sağlanan servis aracıyla iş elbisesi provası için Urfa’dan Silvan’a götürülürken yolda teröristlerce aracın durdurularak içindekilerin silahla taranması sonucu öldürülmesi olayını da haklı olarak iş kazası saymış ancak, bir yandan üçüncü kişilerin ağır kusuru sonucu iş görme ile kaza olayı arasında sebep-sonuç bağının kesilmesi, öte yandan işverenden genel yol güvenliğinin sağlanmasının beklenemeyeceği açılarından işvereni olaydan sorumlu tutmamıştır. [Yarg. 9. HD., 4.7.1985 tarihli, 4294/7382 sayılı kararı]

** Meydana gelen kazada uygun “illiyet rabıtasının” (nedensellik bağının) bulunması

Doktrin iş kazası sayılan hallerin nitelendirilmesinde ikiye ayrılmaktadır. 1. Görüş kazada kanunda sayılan yukarıda açıkladığımız durumlardan birinin varlığı halinde doğrudan iş kazası sayılması gerektiğini söylerken 2. Görüş kaza ile yapılan işin uygun illiyet bağı içinde olması gerektiğini savunmakta. 2. Görüş için olayın kanundaki özellikleri taşımanın yanında işverenin talimatı ve işin gereği ile kaza arasında bir illiyet bağı aranması gereklidir. Ancak bu bağı ve işverenin otoritesi kıstasını da sıkı tutarak aramak doğru olmayacaktır. Örneğin Yargıtay bir kararında; bir olayda tatil sitesi bekçisinin verilmiş bir işveren talimatı, bir bilgi ve ehliyeti olmadığı halde elektrik arızasını gidermek amacıyla girdiği elektrik trafosunda kazaya uğramasını iş kazası saymış fakat bunda kusuru bulunmadığı için işvereni sorumlu tutmamıştır. [Yarg. 10.HD., 10.6.1997 tarih, 35467/4421 sayılı kararı]

Yukarıda da sıkça bahsettiğimiz üzere kanun iş kazası sayılan halleri geniş ve genel bir yaklaşımla metninde tanımlamıştır. Ancak dikkat edilmelidir ki karşılaşılan kazanın iş kazası sayılmasının doğal sonucu işverenin kusuruna gidilmesi ya da sosyal yardımlardan tamamen yararlanılması değildir. Bu çalışmada iş kazası sayılan haller örneklendirilmiş, Yargıtay’ın yaklaşımı örneklerle açıklanmıştır. İş kazasının bildirim prosedürü, işverenin sorumluluğu, sosyal yardım bahsi ve ilgili diğer konular ilerleyen çalışmalarda yer alacaktır.

Rabia Nur YALÇIN – yirmibir Ekip Üyesi

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *