Tıp Hukuku – I

HASTA HAKLARI, BAŞVURULABİLECEK MERCİLER VE HATALI TIBBİ UYGULAMA SONRASI TAZMİNAT DAVALARI
Her meslek dalında olduğu gibi, son yıllarda hekim ve hastane sayısında da büyük artışlar meydana gelmekle birlikte; buna bağlı olarak, hastaların haklarını ve ihlali halinde hukuken hak arama yöntemlerini bilmelerini büyük önem teşkil etmektedir. Yazının bu dizisinde hasta hakkı kavramına, kısaca örneklere ve hakların ihlali halinde hangi yetki ve görevli mahkemede neler talep edilebileceğini anlaşılır ve kısa bir şekilde açıklamaya çalışacağım.
Hasta hakları, 1998 tarihli Hasta Hakları Yönetmeliği’nde düzenlenmiş olup; yönetmeliğin 4.maddesinde ” Sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan fertlerin, sırf insan olmaları sebebiyle sahip bulundukları ve T.C Anayasası, milletlerarası sözleşmeler ve diğer mevzuat ile garanti altına alınmış bulunan haklar” olarak tanımlanmaktadır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin yanı sıra Ceza Hukuku’nda da kişinin yaşam hakkını, bedenine sahip olma hakkını ve özel hayata saygılı olunması hakkını düzenleyen hükümler bulunmaktadır.
Hasta Hakları, Hekim Hakları ve Yükümlülükleri ile sıkı sıkıya bir ilişki içerisindedir. Hekimin yükümlü olduğu her davranış hastanın hakkı olabilirken, hekimin hakkı olan her tutum ise hastanın talep edemeyeceği bir durum haline gelebilmektedir. Hekimin Yükümlülüklerini diğer yazı dizisinde anlatacağımdan bahisle Hasta Haklarına bu yazıda ayrıntılı olarak değinilmeyecektir ancak birkaç örnek vermek yerinde olacaktır.
Sağlık Kuruluşu’nu seçme ve değiştirme hakkı , tıbbi gereklere uygun olarak teşhis, tedavi ve bakım hakkı ile kişisel verilerinin gizli tutulması hakkı en önemlileri olup, hastaların kişisel verilerinin korunması ayrı bir yazının konusu olup, günümüzde düzenlemelerin sıkça yapılmaya başlandığı önemli bir durumu teşkil etmektedir.
Hasta ve hasta yakınlarının, hak ihlali halinde telefonla veya internet üzerinden doğrudan Sağlık Bakanlığı’na bildirimde bulunabileceği gibi, yönetmelikte 08.05.2014 tarihinde yapılan değişiklikle hastanelerde bulunması zorunlu olan HASTA HAKLARI BİRİMLERİne de başvurabilir. Bu birimler, eğer bir sorun var ise yerinde çözmeye çalışırlar ancak mümkün değilse şikayet HASTA HAKLARI KURULU’nda incelemeye alınmaktadır.
HASTA HAKLARI KURULU’ndaki inceleme prosedüründen önce, bu kurulun işlevine değinmekte fayda görmekteyim. HASTA HAKLARI KURULU, İL SAĞLIK MÜDÜRLÜKLERİ tarafından kurulmakta olup; Üniversitesi Hastaneleri, Devlet Hastaneleri, Özel Hastaneler, Ağız Diş Sağlığı Merkezleri ile Toplum Sağlığı Merkezleri’nden gelen başvuruları değerlendirir ve karara bağlar. Peki bu kurulda şikayetler karara hangi süreçlerden geçerek bağlanır?
* Öncelikle, hastanelerde bulunan hasta hakları birimlerinde şikayet formu doldurulur. Durum acil ise hastane idaresi bilgilendirilir ancak acil değilse; şikayet edilen hekim veya personel ile üçünkü kişilerden şikayet konusuna ilişkin bilgi alınır ve belgeler toplanır. Bu bilgi ve belgelerin en geç 7 gün içerisinde kurulu gönderilmesi gerekmektedir.
*Kurul tarafından personel kusurlu bulunur ise, hastane başhekimine durum derhal bildirilir ve başhekimlikçe disiplin süreci başlatılır. Tüm bu sürecin şikayet formunun doldurulmasından itibaren başlayan 30 günlük süre içerisinde tamamlanması gerekmektedir.

ŞİKAYET HAKKI SEÇİMLİ BİR HAK OLUP, HASTA VE YAKINLARININ DAVA HAKKI HER ZAMAN BULUNMAKTADIR.
Hekime ve hastaneye karşı açılacak davaların türü maddi veya manevi tazminat davası olmakla birlikte; tazminat davalarının ayrıntılarına girmeden asıl önemli olan husus olan hekim-hasta/hastane-hasta/hekim-hastane arasındaki hukuki ilişkinin tanımlarını yapma gereği duymaktayım.
Bağımsız çalışan hekim ile hasta arasındaki borç ilişkisi, 4 farklı hukuki ilişkiden meydana gelebilir. Doktrinde Vekalet Sözleşmesi ve Haksız Fiil bu hukuki ilişkilerden ikisi olarak sayılmaktadır ancak aşağıda açıklayacağım üzere Vekaletsiz İş Görme ve Eser Sözleşmelerinin de bu kapsamda olduğu açıktır. Bağımsız çalışan hekim ile hasta arasındaki borç ilişkisi ya TBK 502.maddede düzenlenen vekalet sözleşmesinden ya da yine TBK’da düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanır. Eser sözleşmelerinin de artık bu kategoriye girmesi diş protezi ve estetik ameliyatların gündeme gelmesi sayesinde olmuştur. Vekalet sözleşmesi ve hizmet sözleşmesi, iş görme borcu doğuran sözleşmeler olup arasındaki farkı oluşturan husus, hizmet sözleşmesinden farklı olarak vekalet sözleşmesinde iş görenin, kısmen de olsa gerçekleştirilen iş ile ilgili karar verme mekanizmasına sahip olabilmesidir. Buna örnek olarak, hekimin tedavi yöntemini seçme hakkını gösterebiliriz. Hekim ile hasta arasındaki sözleşmelerde yazılılık koşulu aranmamakta olup, sözleşmenin ihlali halinde aynı zamanda haksız fiil de oluşmaktadır. Hangisi lehe ise, ikisinden birine dayanılarak dava açılması uygun olacaktır.
Yukarıda bahsettiğim üzere, hukuki ilişkinin niteliği, zamanaşımı, kusuru ispat yükü ve yardımcı kişilerden doğan sorumluluk bakımından büyük önem teşkil etmektedir. Şöyle ki;
Hasta, bağımsız hekimle vekalet sözleşmesi kurmaktaydı. Ancak özel hastanede tedavi hizmeti alan hasta, hekim ile değil ancak hastanenin kendisi ile vekalet sözleşmesi gerçekleştirmektedir. Bu da açılacak davalar bakımından hangi hükümlere dayanılacağı konusunda son derece önemli bir durumdur. Böyle bir durumda hekim, TBK madde 116 uyarınca ifa yardımcısı konumunda olup, hastanenin sorumluluğu TBK madde 66 uyarınca kusursuz sorumluluktur ancak gerekli özenin gösterildiğini kanıtlama yükü hastane aittir. Hekimin bir zarar halinde sorumluluğunda ise haksız fiil hükümlerine başvurulacaktır. Özel hukuk bakımından hastane ve hekimin sorumlulukları bu şekilde olmakla birlikte; ceza hukuku bakımından ise suçta ve cezada şahsilik ilkesi gereğince hekimin hatasından dolayı hastane yönetiminin ceza alması ancak sorumlu oldukları takdirde mümkün olabilecektir.
Bir diğer önemli husus ise görevli mahkemenin neresi olacağıdır. Bağımsız bir hekim var ise hekime karşı açılacak davalarda görevli mahkeme, Tüketici Kanunu’nda yapılan son değişiklikle beraber, vekalet ve eser sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar Tüketici Kanunu kapsamına alındığından dolayı Tüketici Mahkeme’leridir. Aynı şekilde davalı taraf Özel Hastane ise görevli mahkeme yine Tüketici Mahkemeleri olacaktır. Davalı hastane eğer Kamu Hastanesi ise davanın idari yargıda görülmesi gerekmektedir. Ancak burada çok önemli bir ayrıntıya değinilmesi gerekmektedir.
*İdari yargıda, hem kamu kurumu hem de hekim aleyhine dava açmak olanaklı değildir. Dolayısıyla adli yargıda hekim aleyhine açılmış olan davanın, idari yargıda açılması gerektiği gerekçesiyle reddi hukuka uygun olmayacaktır.
Hasta ve yakınlarının , maddi ve manevi tazminat talep etme hakları bulunmakla birlikte buna hak kazanabilmek için söz konusu uyuşmazlıkta aranması gereken en önemli şey, hekimin neden olduğu zarar ile ihmali veya kasten yapılmış davranış arasındaki illiyet bağıdır. Uygulamada ve söz konusu davalarda kast pek görülmemekle birlikte, özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesi olarak tanımlanan ihmalden dolayı meydana gelen zararlar söz konusu olmaktadır.
Uygulamada ihmali davranış, tıbbi uygulama hatası yani malpraktiks olarak tanımlanmakta olup, kapsamı teşhis, tedavi ve tedavi sonrası bakım sırasında meydana gelen hatalar şeklindedir. Malpraktis konusuna bir sonraki yazıda ayrıntılarıyla değinilecektir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *