UBER-Taksi Tartışması

UBER’E HUKUKİ AÇIDAN BAKIŞ

Hollanda merkezli bir yazılım şirketi olan Uber, Türkiye’de hayatımıza ilk kez İstanbul’da dahil oldu. İstanbul gibi toplu taşımanın yanında taksicilik faaliyetlerinin de çok önemli bir yer tuttuğu şehirde UBER’in yerini alması birçok tartışma ve problemi de beraberinde getirdi. Aslında bizler medyaya yansıyan haberlere ve hukuki tartışmalara baktığımızda karşımıza 2 temel noktanın çıktığını görüyoruz. Bunlardan ilki, UBER’in iş ortağı olan sürücülerin, büyükşehirlerin sınırları dahilinde taşımacılık yapmak için izinlerinin olup olmadığı iken bir diğeri ise UBER’in Türkiye’de vergi vermeden haksız kazanç elde etmesi. Bu tartışmaları hukuki olarak incelemeden önce UBER’in kendisini nasıl tanımladığını açıklamakta fayda var. Anlaşılır bir dille anlatmak gerekirse UBER diyor ki; “Ben taşımacılık ve ulaşım hizmeti sağlayan bir şirket değilim. Sürücü iş ortaklarımla müşterilerini buluşturan bir uygulamayım. Benim yazılımım sayesinde iş ortaklarım paralarını kazanır, aramızdaki sözleşme gereği ben de payımı alır ve kenara çekilirim. Benimle iş ortağı olan sürücüler de devlete kazandıkları oranında vergilerini öderler.” Yani anlıyoruz ki UBER kendisini Twitter, Instagram, YouTube vs. gibi bir internet uygulaması olarak tanımlıyor ve internet aracılığıyla ulaştığı ülkelerde kendisine erişim sağlanması nedeniyle meydana gelen kazançtan dolayı kendisini bir vergi mükellefi olarak görmüyor. Online uygulamaların internet aracılığı ile kullanıldığı ülkelerde kazanç sağlamaları durumunda vergi mükellefi olup olmadıkları çok ayrı tartışma konusu olmakla birlikte, aslında UBER’in diğer yazılımlardan bir farkı var. UBER uygulaması aracılığı ile gelir eden kimseler devlete vergi ödemek zorunda kalıyor. Sürücü iş ortaklarının bir şirket aracılığı ile bu işi yapmaları zorunlu koşuluyor. Çünkü taşımacılık ruhsat belgesi (D2) ye sahip olmayan hiçbir araç taşımacılık faaliyeti yürütemiyor. Taşımacılık ve ulaşım konuları ana iştigal faaliyet alanı olan şirketlerde sahip oldukları araçlara bu belgeleri alabiliyorlar. Bir tüzel kişilik olarak  UBER ile çalışan sürücülerin yıllık kazançları da 43 bin TL’nin üzerinde olacağından gerçek usule göre devlete vergi ödemek zorunda kalıyor. Ancak vergi konusunda ortaya çıkan sorun, sürücü iş ortaklarının elde ettikleri gelirleri devletin nasıl denetleyeceği. Evet UBER sistemi, sürücülerin her seyahat sırasında ne kadar gelir elde ettiğini ve ne kadarının kendisine aktarıldığını ve aktarılması gerektiğini görüyor. Aynı şekilde online kredi kartı ile ödeme yapıldığında da gerek sürücüler gerek UBER açısından her şey net şekilde ortaya çıkıyor. Ancak biliyoruz ki UBER’de ödemelerini nakit olarak gerçekleştiren kişiler de bulunmakta ve bunun karşılığında istenmediği takdirde tarafınıza fatura verilmiyor. Bir UBER sürücüsünün bir yolculukta 100TL kazandığını varsayalım. Bunun 40 TL’sini UBER’e verdiğini kendisine de 60TL kaldığını düşünelim. Peki ya UBER sürücüsü fatura kesmezse devlet sürücülerin ve şirketlerin ne kadar gelir ettiğini nasıl denetleyecek? Maalesef bu konuda büyük bir hukuki boşluk bulunmakta. Kendisi için faaliyet gösterdiği her ülkede en uygun yasal zemini yakalamaya çalışan UBER’in Türkiye Genel Müdürü Neyran Bahadırlı, maliye bakanlığı ile e-fatura sistemi üzerinde çalıştıklarını ve zaten halihazırda müşteriler tarafından istendiği takdirde sürücülerin fatura vermelerinin zorunlu olduğunu ifade ediyor. Kısacası UBER bu işin içinden sadece dünya çapında online bir hizmet sağlayıcısı olduğunu iddia ederek sıyrılabiliyor. Her yıl taksi plakası üzerinden vergilendirmeye tabi tutulan ve şehir içi ulaşım faaliyeti yürütebilmek amacıyla taksi plakalarına yüksek miktarda satın alma bedeli veya kira ödeyen taksici esnafının bu konuda yakınmasını şu an bir nebze haklı görebiliriz. Bir nebze diyorum çünkü yukarıda bahsettiğim ikinci sorun da aslında şehir içi ulaşım faaliyetleri için Büyükşehir Belediye Kanunu’nda hukuki boşlukların bulunması. Bu konuyu çözmesi beklenen kanun maddesi 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 7 maddesinin p bendi. Bu kanun maddesi, Büyükşehir Belediyeleri’nin görevinin toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek olduğunu söylüyor. Peki bu kanun maddesi “taksi” ile neyi ifade etmeye çalışıyor? Biz kanunda yer verdiğimiz taksinin hangi taşımacılık türünü yapmaya yetkili olduğuna yönelik ve şehir içinde bu tür bir taşımacılık hizmetini başka hiçbir iştirakin yapamayacağına yönelik tek bir hüküm koymadığımızdan ötürü, UBER bu yasal boşluğu çok iyi kullanıyor. Kanunda, belediye sınırları içerisinde bı şekilde taşımacılık hizmeti veren tüm tüzel kişiliklerin belediyeden ruhsat alması gerektiğine yönelik tek bir ifade olmaması ve sınırlı bir sayım yapıldıktan sonra toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek ifadesiyle kapsayıcı ama ucu açık bir sınır çizilmiş olması maalesef bir eksiklik olarak göze çarpıyor. UBER vasıtasıyla taşımacılık hizmeti yürüten şirketler bunun bir toplu taşıma faaliyeti olmadığını ve bireylere özel ulaşım hizmeti verildiğini ve D2 belgesi ile de yasal bir faaliyet yürüttüklerini çok rahatça ileri sürebiliyor. 25 Mayıs 2018 tarihinde Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle D2 belgesine sahip araçların korsan online uygulamalar aracılığıyla taşımacılık hizmeti veremeyeceğine dair hüküm getirildi. Bu hükmün yönetmelik ile getirilişi hukuka uygunluğu bakımından maalesef tartışmalıdır çünkü taksi tipi ulaşım hizmetini kimlerin gerçekleştirebileceğine yönelik kanunda bile bu konuda emredici hüküm yok iken salt ruhsat belgesi üzerinden bu madde ile UBER sistemi ile çalışılmasının engellenmesi en başta kanunun sistematiğine daha sonra da sözleşme serbestisine aykırıdır. Taşımacılık hizmeti veren bir tüzel kişilikten bahsettiğimizi ve bu tüzel kişiliğin bir yabancı şirket ile aralarında hizmet sözleşmesi akdettiği gerçeğini unutmamalıyız. Evet, serbest piyasa ekonomisini benimseyen bir ülkede yeni girişimleri görmemiz ve hizmet kaliteleriyle insanları kendilerine çekmeleri aslında çok olağan bir durum. Bugün UBER, yarın başka bir girişim bu sisteme ortak olacak çünkü ticaret hayatında bir rekabet ortamından bahsediyoruz. Ancak görüyoruz ki kanuni düzenlemelerimiz maalesef sorunlarımızı çözmeye yeterli değil. Bir taraf gelir elde ederken çok cüzi miktarlarda vergiler ödeyip ruhsat bedelini öne sürerken, diğer taraf hiçbir bedel ödemeden gerçekleştirdiği taşımacılık faaliyeti ile vergi denetim sisteminden uzak bir ticari hayat sürüyor. UBER ile ortak çalışan şirketleri ve UBER’i  e-fatura sistemine bağlamak ve UBER’den hangi şirketin kendisi ile çalışması sonucu ne kadar gelir elde ettiğini beyan etmesini zorunlu kılacak kanuni düzenlemelerin getirilmesi en uygunu olacaktır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *